
SOMUN EKMEĞİ
O sabah haftalar öncesinden günlerini saydığımız bayram sabahıydı. O sabah
çok mutluyduk. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanmış, en güzel giyeceklerimizi
giyinmiştik. Bayram namazı kılmak için daha çok küçüktük ama dedelerimiz hep
teşvik ederdi bizi bayram namazı kılmaya. Köyün tüm çocukları caminin kapısını
cıvıl cıvıl doldurmuştu. O kadar erken gelmemize karşın caminin içi tıkış tıkış
dolmuş, çok kimse de dışarıda kalmıştı. Hoca namaz öncesi vaazında Abdülkadir
Geylani'nin çocukluğunda ne derece doğru bir çocuk olduğunu anlatıyordu.
Çocukların büyük çoğunluğunun benim gibi bir an önce namazın kılınıp bayramlaşma
faslına geçilmesini arzu ettiklerini de iyi biliyordum.
Hayallere dalmadan asla edemiyorum. O zamanlar da öyleydim. Ailedeki yaşamı
düşünürdüm. Ataerkil bir aile yapısı vardı bizim ailenin. Annem, babam ve
kardeşlerim dışında dedem ve babaannem de bizimle dururdu. Evde yetişkin
erkekler birinci sınıf kişilerdi. Kadınlar ve çocuklar da ikinci sınıf.
Geleneklerinden öyle görmüşler, öyle gidiyordu. Evlerde mısır ekmeği pişirilir,
yemeklerde kadınlar ve çocuklar bu mısır ekmeğinden yerdi. Yetişkin erkekler ise
bakkaldan alınan somunlardan yerdi. Onlar çarşıdan gelirken elleri boş gelirler,
eve birşey alınacaksa biz çocuklar veya kadınlar alır ve taşırdı. Erkeklerin
ellerinde file taşıması abes kaçardı millete karşı. Kadınlar sırtlarında şelek
(bir çeşit küfe) taşırlar. Bunlarla çarşı ve pazara da giderlerdi.
Bakkaldan ailenin birinci sınıf kişileri için aldığımız somun ekmeklerini
file içinde taşırken kenarlarını didiklemeden edemezdik. Çok tatlı gelirdi bize.
Tıpkı sofrada kalan somun kırıntıları gibi. Onları kardeşler kapış kapış ederdik
yemek sonrasında.
Tüm bu düşünceler içinde vaazda neler söylendiğini dinleyememiştim. Namazdan
önce yılda iki defa kılınan bu namazın kılınış şeklinin unutulmuş olabileceği
göz önüne alınarak Hoca tarafından güzelce tarif edildi ve namaza böyle
başlandı.
Namaz bittiği zaman çocuklar cıvıl cıvıl koşuşarak caminin çıkış yolunda
yerlerini aldılar. El öpüyorduk. Daha önceki bayramlardaki deneyimlerimizden de
bildiğimiz üzere özellikle para verebilecek kişilerin ellerini öpüyorduk. Bunlar
sayılı kişilerdi ama verdikleri harçlıklar bayramları iple çekmemize
değiyordu.
El öpme faslı bittikten sonra paralar sayıldı. Benim 60 kuruşum birikmişti.
Ağabeyim ve küçük kardeşim biriktirdikleri parayla sinemaya gitmeye karar
verdiler. Bir bakıma beni de dışlamışlardı. Bunun üzerine bu para ile ne
alacağımı düşündüm bir süre ve sonra kararımı verdim. Bakkala girerek bir tane
somun ekmeği aldım. O da 60 kuruştu. Ağabeyim ve küçük kardeşim koltuğumdaki
somunu görünce gülerek sinemaya gitmek üzere yola koyuldular. Ben de evin yolunu
tuttum.
Evde Annem ve Babaanem'in ellerini öptükten sonra bana bir tas dolusu sıcak
süt verdiler. İçine yanımda getirdiğim somun ekmeğini doğradım ve en küçük
kardeşimle birlikte büyük bir zevkle yedik.
O gün en mutlu günlerimden birini yaşamıştım.
Bugün küçük kardeşim bu olayı anımsadıkça gülerek anlatır. Ancak şunu da
belirtmek gerekir ki; artık köylerdeki eski gelenekler de terk ediliyor.
Kadınlar ve çocuklar artık ikinci sınıf gözüyle görülmüyor. Köy evlerinde artık
mısır ekmeği pişirme geleneği de giderek bırakılıyor ve ekmekler fırınlardan
veya bakkallardan alınıyor.
Tüm sevgi dolu dostlarımın Ramazan bayramını kutluyorum.
Kadir Tozlu
03/12/2002
Yorumlar:
merhaba sevgili kadir abi
bizim bu tarafın geleneklerinden genel bir
kısmını buldum yazında. dediğin gibi gelenekler yok olmaya yüz tutmuş...sizin
somun ekmeği dediğiniz babamın buğday ekmeği artık günlük yaşamın
vazgeçilmezleri arasında.şimdi mısır ekmekleri sadece sofralarda bir çeşit
oldu...
bayramınızı şimdiden kutlarım.
bayramınız gönlünüzce güzel bir
şekilde geçmesi dileğiyle
sevgi ve saygılarımla
MUSTAFA AKDOĞAN
03/12/2002
Sevgili Mustafa,
Karadeniz insanı son derece sevecen insandır. Ben son zamanlarda karadenizin
sevimli insanlarını geri zekalı gibi gösteren Temel fıkralarından rahatsız
olurum. Karadeniz insanı saf ve temiz kalplidir. Geleneklerinden kalan iyi
yönleri sürdürürken kötü yönleri kolayca bırakması bunu göstermiyor mu?
1970'li yıllardan önce bir erkek ve kızın karşılaşması yalnızca bir
tokalaşmayla biterdi. Bunlar samimi arkadaşlar olsa bile. Amcalar, dayılar
yetişkin kız yeğenlerine yalnızca elini öptürür, yanaklarından öpmezdi.
İstanbul'dan dayımın hanımı bize gelmişti (nur içinde yatsın). Elini öptüğümüzde
bizim yanaklarımızdan öpmüştü. Bu bizim için ne büyük bir mutluluktu bilemezsin.
Şimdilerde Giresun'a gittiğimde gördüğüm manzara çok hoş. Artık genç kızlarla
erkekler karşılaştıkarında yalnız tokalaşmıyor, yanak yanağa öpüşüyorlar.
Bir de şunu söylemeden geçemiyeceğim, birkaç yıl öncesine kadar erkeklerle
tokalaşmayı haram sayan bir nesil türemişti. Misafirlikte veya misafir gittiğide
ellerimiz havada kalırdı. O günlerde bile benim köyüm yukarıda söylediğim gibi
şapır şupurdu. Şimdi o tokalaşmayı haram sayanlar birden bire değişti. İslam'ın
kuralları mı değişti, ne?
Sevgiler
Kadir Tozlu
04/12/2002
Edited by - Sevgipinari on 04/12/2002 14:57:09
KONUK GÖRÜŞLERİ
Eskiden köylerde kadın ve çocukların ikinci sınıf vatandaş olarak görülmeleri
kısmını acıyla okudum can...
İnsan ayrımı çok acımasızca birşey :(
Sevecen bir anlatım diliyle yazılmış, güzel bir anıydı.
Figen Meltem Ege-04.01.2010
Çok güzel bir paylaşımdı... Küçükken en sevdiğim şeydi... Somun ekmeğini, ılık şekerli
süte doğrayıp yemek :)
Sizi ve kaleminizi kutluyorum... Tam puan ve saygılar.
Seher Ercan-03.12.2008
Anılar insanı nerelere götürüyor! Ne güzel ifade etmışşiniz çocukluk günlerinizi:
İnanın okurken kendimi o cami avlusunda hissettim ve elinizdeki ekmeğe imrenerek baktıgımı.
Çünkü ben el öpmemiştim orda ve bayram harçlığım yoktu elimde.
Zerrin Özgür-14.02.2006
|