SİNDRELLA


    Bir zücaciyeci dükkânındayız eşimle birlikte. Buraya her geldiğimizde olduğu gibi etrafa bakınıp duruyoruz. Hoşumuza giden mutfak eşyalarının fiyatını soruyoruz.

    Ama şu oyuncaklar var ya... Her türlü dükkanda yerini alıyor artık. Burada da. Bir gelinciğe takıldı gözüm. Onun da fiyatını sordum. Ama alıcı gibi davranmadım.

    Yine de aklım onda kaldı...
    İçim sevgi ile doldu...

    Açık kahverengi saçlar, bukle bukle sağ ve soldan iki parça beline kadar uzanıyor, saçlarının büyük kısmı da arkasında kalıyor. Başında çok cici bir şapkası var. Üzerinde krem rengi pırıl pırıl bir elbise...

    Güzellikler anlatmakla bitmez ama bitmesinden ümit kesilse de o kahverengi gözlerden, hafif pembeye bakan yanaklardan ve sevgi fışkıran bakışlardan söz edilmeden geçilemez...
    Eşim de çok sever böyle taş bebekleri. Evlendiğimizde getirdiği eşyaları arasında bulunan ve yatak odamızda karyolamızın baş köşesine yerleştirdiği ağlayan bebeği anımsarım. Ağzından memesi çıkartılınca ağlamaya başlar, hem de hıçkırarak.
    Ah!... Kıyamam ona...

    Eşime daha çocukluğunda hediye edilmiş. Yıllarca durdu karyolamızın başucunda. Ta ki bozulup ses vermeyinceye kadar. Eve gelip giden çocuklar ve bizim çocuklarımız, derken bozuldu gitti...

    Ama o varken de, o gittikten sonra da ne zaman bir vitrinde böyle bebekler görürsek öylesine alıcı gözüyle bakardı...

    Bu defaki bir bebek denilemez, ben gelincik derim bunlara...
    O buna pek bakmadı... Bilmem ki, özellikle mi bakmadı?...
    Benim gibi rol mü yapıyordu acaba?
    Ben rol yapıyordum, çünkü yarın Sevgillier Günü olacaktı.

    İçimi sevgisiyle dolduran bu gelincikte kalmıştı aklım, ama ona söyleyememiştim. Bardakları, çanakları çok beğenmiş gibi göründüm ama birşey almadan çıktık...
    Gelinciği düşündüm hep o gece...
    Eşime söylemeden...

    Ertesi gün iş saatinde bir kaçamak yapıp gittim o züccaciyeci dükkanına. Gülerek karşıladılar beni. Sanki amacımı biliyorlardı.
    "Şu gelinciği alıyorum" dedim.
    Yine güldüler...
    "Onu paketlemeye gerek yok" dediler. "Paketli olanlar var, isterseniz bakın."

    Baktım. Değişik renklerde, çok cici gelincikler... Baktıkça içim sevgi ile doluyor... Ama o ilki yine hep aklımda...

    Israr ettim ilkinin paketlenmesinde ve öyle yapıldı. Dolu paketlerden biri boşaltıldı ve açıktaki tatlı kızım paketteki yerini aldı. Ambalajlandı ve eve götürdüm.
    Evde yoktu Sevgilim...
    Spora gidiyordu her gün. Şimdi olduğu gibi.

    Onun olmayışını değerlendirdim ve bilgisayardan, rengarenk bir fonda, sevgi fışkıran resimlerle süslü ve sevgi mesajlarıyla dolu birkaç sayfalık baskı aldım. Ve katlayarak ambalajın içine yerleştirdim. Salonda kolay görebileceği bir yere yerleştirdim. Evde bulunan küçük oğlumu da tembihledim. Eğer görmezse...

    "Bu paket nedir burada?!" diye çaktırmadan onu uyarmaya çalışacak...
    .....
    Nasıl oldu bilemiyorum. Beni aradı ben iş yerinde iken...
    Teşekkürlerini iletti.
    Çok tatlı bir sürpriz olmuş onun için.

    Paketi görür görmez içeriğini tahmin etmiş. Açmış güzelce. Saçlarını, şapkasını, eteğini düzeltmiş, salonda en güzel görünecek bir yere yerleştirmiş...
    Güzel gelinciği...
    Bir ayakkabısı eksikmiş, farkedememişim alırken...
    Sinderella'mızın...

    Kadir Tozlu
    15/02/2005

    Sindrella (Kül Kedisi) adlı gönüllere yerleşmiş masal klasiğini okumak için tıklayınız


    KONUK GÖRÜŞLERİ


    Kadir Kardeş, gerçek olan bir hikayenizi okurken bizi yıllar öncesine götürdünüz. Güzel bir sevgi tutkusu, bir okadar da güzel bir açıklamayla paylaşımcı yüreğiniz. Her zaman olduğu gibi yine sevgi seli taşmış yüreğinize kaleminize sağlık tebrikler. Sayfanıza uğrayacağım. Sevgi saygı ve selamlar.
    Hikmet Atiş-03.11.2010

    Bu resimdeki bebek o bebek mi kadir bey? Ne kadar güzelmiş.
    Esma Canayakın-14.02.2009

    Vallahi çok güzeldiii..
    Figen Meltem Ege-08.09.2007


    Defterim