Anımsadıkça hayranlık duyarım o saf, sevgisinden karşılık beklemeyen, yalnızca sevdiği
insanın mutlu olmasını amaçlayan çocuğa.
İlk okula gittiği yıllarda öğretmenler kendilerine verilen çiçeklerden çok mutluluk
duyarlardı. O zamanlar yeni öğrendiği "teşekkür ederim" deyimini kullanırlardı. Bu
deyimi onların çok mutlu olduğunun göstergesi olarak düşünürdü.
Fındık bahçelerinde çok bulunan ve pek de kokusu olmayan o sıradan çiçeklerin bu
öğretmenleri neden mutlu ettiğini pek kavrayamazdı o saf çocuk. Bugünkü aklıyla
öğretmenleri memnun eden asıl nedenin o çiçekler değil, kendilerine çiçek uzatan o minicik
eller ve onların arkasındaki pırıl pırıl kalpler olduğunu iyi biliyordu.
Ablasından azar işittiği o olayı asla unutamıyor. Öğretmeni mutlu etmek amacıyla topladığı
o çiçekleri zaten öğretmene vereceğini söyleyen başka bir arkadaşına vermişti. Çünkü o
zamanlar "öğretmenin gözüne girmek" gibi bir kavram yoktu aklında. Öğretmenin mutlu
olması -o görmese bile- tek amacıydı....
İşte biz sözde eğitildik. Kıskançlık, fesatlık, kin, ihtiras, bencillik gibi şeyleri de
beraberinde öğrendik. Her ne kadar hayranlık duyduğum o küçük çocuğun erdemlerinin
yakınında bile olmasa da bazı özellikler bugüne kadar geldi. Başta "kendini olduğundan
öte göstermeme" olmak üzere....
Saf insan nedir sizce? Kafası çalışmayan insan mı? Yoksa süper bir matematik zekasına
sahipken bunu kendisini başkalarına olduğundan fazla göstermek amacıyla kullanmayıp olduğu
gibi tanıtmak mı?
İşte saf, içine kapanık, kimilerine göre biraz enayi biri olan o kişi 1970 yılında
İTÜ’ye girdi. Çok zor günler geçirdi. Deprasyonlar, şoklar geçirdi. Kendi canına
kıymayı düşündü ve denedi de...
Tüm bunlara karşın doğru bildiklerini hep doğru bildi ve asla kendini olduğundan farklı
göstermedi. Onun için hep yalnızları oynamayı sürdürdü...
Örneğin üniversite yıllarında gazetelerin mektuplaşma köşelerinden tanıştığı liseli kızlar,
daha yüz yüze görüşmeden oturduğu semtin Eyüp’ün gecekondu semti olduğunu öğrenince
"nişanlandığını" söyliyerek arkadaşlıktan vaz geçiyor. Sizce bir lise öğrencisinin
nişanlanması o kadar kolay mı?
Bu kişi 1979 yılında bir gazetenin Hayat Arkadaşı kösesinden tanıştığı yokluk çekmemiş
fakat çile çekmiş bir hanım kızla evleniyor...
Tüm zorluklara, yokluklara, kendisi pek de yokluk çekmemiş olan bu hanımla birlikte
katlanıp bu günlere geliyor bu kişi....
Birkaç yıl önce internet dünyasıyla tanışıyor bu kişi... Çok candan dostlar kazanıyor. Tüm
dünyada... Filtreden geçmiş pırıl pırıl insanlar. Çünkü bu kişi her zaman olduğu gibi yine
kendisini olduğundan başka göstermiyor, sözün tam anlamıyla –işine gelen- arkadaş
oluyordu.
Örneğin, internet ortamında "İsteyen bir büyüğü, bir ağabeyi veya amcası olarak kabul
edebilir" şeklindeki açık sözlü bir çağrıya yalnızca güzel gönüllü, mevkiye, paraya,
yaşa değil de insana değer verenler karşılık veriyordu. Kızı yaşındaki hanım kızlara
yaşını belirtip, "Eğer kendi yaşıtın biriyle karşılaşmayı umuyordun ve ben yaşta
biriyle karşılaşmak seni hayal kırıklığına uğratmışsa benimle yazışmayabilirsin. Buna
saygı duyarım. Eğer yazışmayı sürdürmek istersen sana ‘kızım’ diye hitabetmek
isterim" şeklindeki çağrıları da bir filtre görevi görüyordu.
Bugün mutlu bir ailesi ve üç oğlu var. İçinde kız çocuklara karşı duyduğu şefkat duygusunu
sanal ortamdaki kızlarından karşılıyor...
Kadir Tozlu
16/09/2003
KONUK GÖRÜŞLERİ
O saf indana bir kucak papatyayı uzatırken, SAKIN DEĞİŞME diyor be ellerinden öpüyorum
Figen Meltem Ege-10.09.2008
O adam benim babam... Ve ben onu çok seviyorum...
Figen Meltem Ege-04.12.2007
Harika bir yazı okudum. O güzel yüreğinize sağlık efendim. Harika, sevgi dolu ve akıcı bir anlatım. Sevgiyle.
Menekşe Gülay-04.10.2007
Temiz kalpli olmak anlamında, saf çocuk, sevgiyi kucaklamış...
Sevgiyle kalın
Hikmet Atiş-27.04.2007
|