İsmini anımsayamadığım bir filozof konuşma sanatı üzerine öğütler verirmiş.
Çevresindekiler böyle öğütler vermesine karşın kendisinin iyi bir konuşmacı
olmadığını anımsattığında şu yanıtı vermiş;
“Bileği taşı da hiçbirşeyi kesemez ama en kör bıçağı bile keskin hale getirir.”
Bu sözü mü kendime örnek almalıyım acaba?
Son zamanlarda kendime “Sevgipınarı” diye bir kullanıcı adı seçtim ve insanlara sevgi
dağıtmaya giriştim. Sevgiyi konu alan yazılar yazarak sitelerde yayınladım.
Elektronik posta ile tüm sanal dostlarıma gönderdim. Bu işe öylesine kaptırdım ki kendimi,
bunu bir site oluşturmaya götürdüm…
Yazılarımda insanlığı kurtaracak en önemli faktörün sevgi olduğuna öylesine inandım…
Sevginin karşılık beklemeden, art niyet düşünmeden cömertçe dağıtılması gerektiğine öylesine inandım…
Zamanla bir şey beni rahatsız etmeye başladı. Çünkü bir şey gözümden kaçmıyordu.
Yazlarımda sözünü ettiğim düzene kendimi de uyduramıyordum. Kendim de başaramadığım bir
görüşü uygulamak için öğütler verir olmuştum. Yukarıdaki sözünü ettiğim filozof gibi…
Nasıl mı???
“Sevgi karşılıksız olmalı. Sevgi dağıtırken art niyet aranmamalı. Cömertçe dağıtılmalı…”
görüşlerini savunan bu kişi kendisinin yaptığı iyi işlerden karşılık beklediğini üzülerek
fark ediyor ve bunu da gizleyemiyordu.
Sevgi mesajları almak beni çok mutlu ediyor… Hiç yüzünü görmediğim, yalnızca mesajlarını
aldığım bir hanım kızı manevi kızım kabul ediyorum. Ondan bana gelen “Babacığım…” sözü beni
son derece mutlu ediyor…. Gönderdiğim mesajlara yanıt alamamak beni üzüyor… Bu mu karşılıksız sevmek…
Sevgi dağıtmak, kişilerin aralarındaki sevgi bağını güçlendirmek amacıyla yaptığım eylemler
bazen ters tepti… Beni hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü ben yaptıklarımdan tebrikler bekledim…
Az da olsa bazı kişilerden gelen beklemediğim davranışlar oldu… Nerede karşılıksız sevgi?.
Sevgiler karşılıksız olmalı görüşünü savunan bir insan nasıl oluyor da kendi yaptıklarından
beklediği karşılığı alamayınca hayal kırıklığı yaşıyor…
Bunu çok düşündüm… Bunun nedeni benim bir insan olmamdan ileri geldiğini gördüm. Çünkü insan
faktörü kendi içindeki nefisle de savaşım içindedir hep. İnsan olmaktan daha ileri de
gidebilecek durumum yok. İnsanların savunduğu görüşlere kendisinin yeterince uyamaması,
o görüşün yanlış olduğu anlamına gelmez. O görüşler doğrudur ve yapabildiğimizce yapmaya çalışmalıyız…
Abese Suresi 80-1-10: (Peygamber) amanın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve geri döndü.
(Resulüm! Onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt sana
fayda verecek.
Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından
sen sorumlu değilsin.
Fakat koşarak ve (Allah’tan) korkarak sana gelenle de ilgilenmiyorsun.
Alemlerin efendisi olan Sevgili Peygamberimiz’i eleştiren bu ayetler Pegamberimiz’in Kureyş ileri
gelenleri ile toplantı halinde iken içeriye giren bir körün “Ya Resulallah! Allah’ın sana
öğrettiklerinden bana da öğret” demesine cevap vermemesi, ikinci seslenişinden sonra ise yüzünü
buruşturması sonucu gelen ayetlerdir. Bu ayetler açıklaması herhangi bir meal veya tefsir kitabından
detayıyla öğrenilebilir.
Alemlerin Efendisi olan sevgili Peygamberimiz bile bazen böyle bir kusur işler ve kendisi
ayetlerle eleştirilirse, bizler kim oluyoruz ki kusursuz olamadığımız için kendimizi parçalıyoruz…
Ben yazdıklarımın arkasındayım. Karşılıksız sevin. Sevgiden çıkar beklemeyin. Sevdikleriniz sizi
sevmezse bu sizde hayal kırıklığı yaratmasın. Beni örnek almayın lütfen. Ben savunduğum görüşleri
yapabildiğimce yapmaya çalışıyorum. Sizlerden de beklediğim bu. Yapabildiğiniz kadar.
Kadir Tozlu
20/12/2003


|