FARKLI KİŞİLER-2
Yıllar geçti aradan. Bu gün bir elektronik mühendisiyim. İş yaşamında
emekliliğim yaklaştı. İnternette Türk Telekom’un rehber sayfasına girmiş bakınıp
dururken çocukluk arkadaşlarım aklıma geldi. O değerli arkadaşıma yıllardan
sonra bir tatlı sürpriz yapmayı düşünerek ismini tüm Türkiye’de aradım, yok.
Muhtemelen numarasını gizlemiş olabilir veya telefonu eşinin üzerine almış
olabilir diye düşündüm. Pek de ümitli değildim ama orta okulun veda gecesindeki
piyango çekilişinde kendisine balon çıktığı için sevinçle balonunu almaya koşan
müdürümüzün kızı, tabi ki o değerli sıra arkadaşımın da kız kardeşi, o zamanlar
8-9 yaşlarında olduğunu sandığım o sempatik kızın ismi aklımdaydı. Rehberden
ismini buldum. Telefon etmekte bir süre tereddüt ettim. Hanımlar evlenince
soyadı değişeceği için bir isim benzerliği olması kuvvetle muhtemeldi. Buna
rağmen telefon ettim. Oydu!.. O değerli sıra arkadaşımın kız kardeşi. Hemen
kendimi tanıttım ve tabi ki öncelikle arkadaşımı sordum. Çok üzücü bir haber
aldım. Arkadaşım, yaklaşık 6 yıl önce Giresun’da bir trafik kazasında yaşamını
yitirmişti. Çok üzüldüm. Bir an ne söyleyeceğimi bilemedim. Sonra arkadaşımın ağabeyi –ki
bizden bir sınıf önde okurdu- oradaymış. Onunla görüştüm. Babaları, yani
müdürümüz de yaşamını kaybetmiş. Anneleri olan Türkçe öğretmenimiz de evdeymiş.
9 yıl önce ayağı kırıldığı için koltuk değnekleri yardımıyla yürüyen
öğretmenimle de görüştüm. Çok duygulandı, tabi ben de. - Sizlerin sadakatiniz beni yaşatıyor oğlum dedi. Zaman zaman düşünürüm o iki farklı kişi ve karakteri. Biri kendisini ele
vermemek için suçunu kendim üstlendiğim halde olaya umursamaz bir tavırla
yaklaşan bir arkadaşım, diğeri belki de hiç suçu yokken öğretmen karşısında zor
durumdan kurtulmak için kendisini ele verdiğim, öğretmen ve sınıf karşısında
mahcup duruma düşen, çok ama çok değerli arkadaşım. Öyle ki bunu hangi şartlarda
yaptığımı çok iyi kavramış ve olayı hiç sorun yapmamıştı. Orta okul yaşının
henüz olgunlaştırmadığı bir yaşta. Ve şimdi bu çok ama çok değerli arkadaşım...
Nur içinde yatsın. Mekanı Cennet olsun. Kadir Tozlu Güncelleme; 25/02/2002 Bu gün kurban bayramının dördüncü günü. O değerli Türkçe öğretmenimi eşimle
birlikte Etiler’deki evinde ziyarete gittik. 35 yıldır görüşemediğimiz
öğretmenimiz yaşlı ama yine 35 yıl önceki sevecen ve konuşkan tavırları aynen
duruyor. Oturduğum sırayı, numaramı anımsıyor. Daha birçok kişiyi. Numarasını ve
ismini anımsadığı bazı kimseleri ben bile anımsayamadım. Eskilerden, oğlundan, kızından, eşinden ve tabi ki en çok da merhum,
oğlundan, o değerli sıra arkadaşımdan söz etti. Öğretmenlerden söz etti. Bu
değerli öğretmenimi ziyaretimde yaşadığım bu heyecanı defalarca yaşamak isterim.
Orada sözünü ettiği diğer öğretmenlerimi de bulabilirsem onların da değerli
ellerini öpmek isterdim. Allah nasip ederse. 25/02/2002 10/12/2002 Eski öğretmenlerimi unutmuyorum bu arada. Yine o Türkçe öğretmenim. Yine çok
duygulandı. İlk sözü "Oğlum!" oldu. "Çiçeğiniz yine baş köşede. Sen benim
oğlumsun. Allah ne muradın varsa versin..." Eli öpülesi öğretmenlerimiz. Allah bunların muradını bizden daha önce
verir. 31/12/2002 Kadir Tozlu
09/01/2002
Ümraniye
Ümraniye
Ramazan bayramında da bu değerli öğretmenimi evinde ziyaret etmeyi ihmal
etmedik. Yine çok duygulandı. Yaklaşık bir yıl önce getirdiğimiz çicek masının
baş köşesinde duruyordu. Çok değer veriyormuş bu çiçeğe. O çiçeği kendi oğlundan
armağan gibi düşünüyormuş. Bana "Sen de oğlumsun!" derken benim de, onun da
eşimin de gözlerimiz yaşarıyordu. İzmirli hemşehrisi olan eşimi çok sevdi. Çok
sıcak sohbetler ettiler. Ayrılırken çok duyguluydu. "Sizleri hep bekliyeceğim,
burası sizin eviniz" diyordu.
Ümraniye
Bugün yılbaşı arifesi. Tüm dostlarımın yeni yıllarını kutluyorum.
Kimisine e-kart gönderiyorum, kimisine cep mesajı ve kimisini de telefonla
kutluyorum. Artık eskisi gibi tebrik kartı göndermiyoruz.
Ümraniye
14/01/2003