|
ÇOCUKLAR ÖYLE SÖYLÜYOR
Nilgün öğretmenine telefon etti ve sesini kalınlaştırarak;
"Nilgün bugün okula gelemeyecek. Biraz rahatsız" dedi. Öğretmen;
"Ben kimle görüşüyorum?" diye sordu. Nilgün;
"Annemle" diye cevapladı.
Bir fıkradır bu. Ancak aşağıda yazdıklarım gerçekten yaşanmış olaylardır. Bu olaylarda
çocukların gerek zekasıyla ve gerekse zekasının yettiği kadarıyla verdiği cevaplardaki
güzelliğe hayran olacaksınız. Buyrun çocukların dünyasına...
* Çocuklarımla güreş tutmayı severim. "Hay da bre!.." naralarıyla birbirimize gireriz. Her
defasında da onlar beni yener(!). Bir gün kanepeye sırt üstü uzanmış dinlenirken küçük
oğlum içeri girdi. Hemen aklıma güreş geldi;
- Var mısın bi güreşe?
- E! Sen zaten tuşsun.
* Eşim ikinci çocuğumuza hamile. Hamileliği biraz ağır ilerliyor. Bu arada komşuların
evinde bir güne gidilecek. 5 yaşındaki oğlum önden gidiyor. Onu görünce hemen
soruyorlar;
- Annen gelmiyor mu?
- Kusması bitsin de gelecek.
* Çocuklarıma herkesin bildiği bir masalı anlatıyorum;
- Fakir bir köylü oltayla balık avlıyormuş. Oltaya bir balık takılmış. Balık dile
gelmiş;"Ne olur beni salıver. Ben sihirli bir balığım. Beni salıverirsen her istediğini
yapabilirim. Bunun için dere kenarına gelip 'Balık balık, tılsımlı balık, dileğim var,
ortaya çık' diye seslenmen yeterli"
Büyük oğlum derhal söze karıştı;
- Baba, bu balık sihirli ve köylünün her istediğini yapabiliyorsa neden kendisini oltadan
kurtararak dereye atamıyor?
* Küçüklüğümün geçtiği köyde sebze yetiştirmeye de özenirdim. Bir domates fidanı
dikmiştim. Büyüdü, meyve verdi. Gözüm gibi baktığım 2 tane domates önce yeşilken sonra
beyaza döndü ve yavaş yavaş da kızarmaya başladı. Ama olgun halini göremedim. Bir gün
bahçeme(!) gittiğimde domateslerim yerinde yoktu. Bunun üzerine kendisinden şüphelendiğim
komşumun küçük oğlunu sorguya
çektim.
- Buradaki domatesleri sen kopartmışsın. Kardeşim seni görmüş (Bu son cümle uydurma tabi
ki)
- Hayır, bu olamaz.
- Neden?
- Ben koparırken o orda yoktu.
* Çocukluğumda köy evlerinde koltuklar henüz yoktu. Sedirler veya yere serilen minderler
üstüne oturulurdu. Münevver ilk okula yeni başlamıştı. Öğretmen tek tek öğrencilerle
konuşuyor ve oturduğu semti öğrenip not alıyordu. Münevver'e sordu;
- Kızım siz nerde oturuyorsunuz?
- Minderde
* Çocukluğumda Hayat Mecmuası'nda bir hint masalı resimli olarak yayınlanmıştı. Masalda
çocuk aklımla bulduğum iki çelişki vardı;
Ömer isimli bir çocuk 300 rupi ile yola çıkar. Yolda gördüğü satıcılardan bir yılan, bir
kedi, bir papağan alır. Bunları iki misli fiyata satmaktır niyeti. Ancak kimseye satamaz.
Çok üzgün olduğu bir sırada yılan dile gelir;
- Ömer üzülme, seni bu sıkıntıdan kurtaracağım. Benim babam yılanların kralıdır. Onda bir
sihirli pırlanta var. Bu pırlanta her istediğini yerine getiriyor. Beni babama götürürsen
sana bu pırlantayı verebilir.
Burada birinci çelişkiyle karşılaşmıştım. Her isteği yerine getirebilen bir sihirli
pırlantaya sahip yılanlar kralı neden oğlunu bulamıyor?
Masal devam ediyor;
Çocuk yılanı teslim edip sihirli pırlantayı alır. Sihirli pırlanta sayesinde kral olur.
Bir saray sahibi olur. Kendisine bir prenses ister, o da olur. Kötü insanlar bunu çekemez.
Bir büyücüyü presesi
kaçırmak üzere saraya gönderiler. Büyücü prensesin teyzesi olduğunu söyleyerek saraya
girer. Prensesle karşılaşır;
- Maşallah yeğenim ne kadar büyümüş ve serpilmişsin?
- Evet, büyüdüm ve evlendim. Kocamın bir sihirli pırlantası var. Onunla her isteğini
gerçekleştirebiliyor. Ben bile sihirli pırlantanın eseriyim.
Ve ikinci çelişki; Prensesi sihirli pırlanta yarattıysa (haşaa!, masal bu) büyücü
kendisinin prensesin teyzesi olduğuna saraydakileri ve prensesin kendisini nasıl
inandırmıştı?
* Küçük çocukların iyi gelişmesi için doktoru vitamin komplekslerinden oluşan ilaçlar
yazar. Ben de oğluma doktorun yazdığı ilacı göstererek tanıttım.
- Bak oğlum bu ilacın adı “Sanasol”. Neymiş, söyle bakiim?
- Banasol
* Sanal ortamdan “Sesim” kullanıcı adıyla tanıdığım bir hanım arkadaşımdan;
Kendince çok dindar olan, her gece yatağında ellerini açarak dua edip, koynunda dualar
taşıyan 12 yaşındaki kızım, geçenlerde sordu:
"Anne, din öğretmenimiz Allah'ın her yerde olduğunu söylüyor. Öyle mi?"
Ben de;
"evet" dedim "her yerde".
Ardından gelen sorusu komikti:
"Yani biz yürürken O'nun üzerine mi basıyoruz".
Ben de;
"düşününce öyle oluyor değil mi"
diyerek güldüm : ) Ama O durdu durdu ve
"demek ki Allah kibirli, burnu büyük biri değil, benim üstüme basamazsınız demiyor"
dedi.
Sesim
* Küçük çocuğum bana “Baba” diye seslendiğinde, onun aklını karıştırmak
için;
“Senin baban değil o benim babam” diyorum.
“Kendi kendisinin babası olmaz” cevabını alıyorum.
* Oğlumu bakkala gönderiyorum. Giderken de arkasından sesleniyorum;
“Paranın üstünü unutma”
“Tamam!”
Bakkala varıyor ve elindeki parayı uzatarak;
“2 ekmek, bir kase yoğurt ve bir de paranın üstü” diyor.
Kadir Tozlu
10/03/2002


|