BAYILIYORUM TÜRKÇE'YE
ANLATAMAMAKTAN
Sevmemekten değil yüzüne bakamayışım
Anlatamamaktan
Seni öyle çok seviyorum ki
Anlatamamaktan korkuyorum
Sorma bana, işte bundan
Sevdiğimi inkar edişim sana
Bakışlarımla söylesem mi acaba diyorum
Fakat hayır... hayır...
Anlatamam biliyorum.
İnternetin bilinmediği lise yıllarımda gençler şiir defterleri tutarlardı. Şairi bilinmeyen birçok şiir
defterlerde dolaşır dururdu. Yukarıdaki şiir de benim defterimde yerini almıştı. Çok sevdiğim için bu
şiirin defterimde yeri başkaydı. Onu bir çerçeve içine almıştım. İngilizcemizi geliştirmek için yurt
dışında yazıştığımız kalem arkadaşlarımız olurdu. Bu şiiri de İngilizceye çevirerek göndermek istemiştim…
İngilizcem çok iyi değildir dostlar. Lütfen İngilizcesi iyi olanlar gülmesin. Şu başlığından başlayalım
İngilizceye çevirmeye;
Related to not to be able to explain
Related to impossible explaining
İkisinin de doğru olduğundan emin değilim.
Görüldüğü gibi Türkçemizde tek bir kelimeyle anlatılabilen bir sözü İngilizce yazmakta zorlanıyoruz…
Bu açıdan Fransızcanın İngilizceden farklı olduğunu sanmıyorum. Victor Hugo’nun eserlerinde 40 000 kelime
kullanırken Yaşar Kemalin 3500 kelime kullanması Türkçenin fakirliğini göstermez, Avrupa dillerinin
beceriksizliğini gösterir. Çünkü yukarıda da görüldüğü üzere bizim tek bir kelimeyle anlattığımız sözü
İngilizcede çok sayıda kelimeyle anlatıyoruz.
O bir şey değil…
Onu yapmış bile olsak daha ilk satırda kayalara toslamış hissettim kendimi;
“Sevmemekten değil” deyimi iki kere olumsuzluk içeriyor. İngilizcede ise olumsuzluklar yardımcı fiilin
sonuna “not” yazılmasıyla oluyor. Peki buradaki çifte olumsuzluk nasıl olacak?
Ben yapamadım dostlar.
Umudum kırıldığı için çeviriye devam edemedim…
Bir zamanlar PTT’nin Ankara’daki İngilizce kursuna katılmıştım. Teknik İngilizce için gelen öğretmene
öğrenciler teknik terimlerin İngilizcesini sorarlardı. Elektrik devrelerinde “kapı” diye söz ettiğimiz
terime “gate” karşılığı verdi. Biz sayısal elektronikten değil, iki kapılı (iki girişli) devrelerden
söz ettiğimizi belirtince de “port” karşılığını verdi. Bir öğrencinin “Neden Türkçede aynı kelimeyle
anlatılanların İngilizcede farklı kelimelerle anlatıldığını sorması üzerine sebep olarak Türkçenin
fakirliğini gösterdi.
Ben bu cevap karşısında şunu düşünürüm; İnsanlar tahminlerini olmasını istediği yönde yapar. Çünkü o kişi
Türkçenin fakirliği konusunda koşullanmıştı. Elektrik devrelerinde kullanılan “kapı” kelimesine karşılık
kullandıkları “port” kelimesini aynı zamanda “liman” anlamında da kullanıyorlar….
Nedendir bilinmez, İngilizler bulduğu kelimeyi dillerine sokuşturmuşlar ve dillerinin zenginliğiyle övünmüşler.
Fransızca, Almanca ve daha başka Latince kökenli dillerin hepsinde aynı olan bir dolu sözcük vardır ve her
bir ulus bu kelimeleri kendi malı gibi sözlüklerine koymuştur…
Biz Türkler ise eskiden beri dilimize güvenmemişiz. Türkçenin yazı dilinde kullanılamayacağı saplantısıyla
(Oysa Göktürk yazıtları öz be öz Türkçeydi) yıllarca yazı dilimizi Arapça ve Farsça ile doldurmuşuz. Karamanoğlu
Mehmet Bey gibi mantıklı düşünenlerin gayretleri fayda etmemiş ve Mevlana gibi tüm dünyaya sevgi ve insanlık
dağıtan bir düşünür bile tek bir Türkçe eser vermemiştir.
Atatürk devrimleriyle Öz Türkçemize ancak 20. yüzyılda yönelebilmişiz ve görmüşüz ki Türkçe ile de yazı yazılabiliyor.
Buna rağmen halen bazı sözleşmelerin en altında “iş bu mukavele gayri kabili-i rücudur” yazısını görürüm.
Şimdi Türkçemizin güzelliği ve hatta zenginliği konusunda sizlere örnekler vermek isterim;
İngilizce ve diğer Avrupa dillerinde kelimelerin okunuşu da sözlüklerde yazar. Oysaki biz daha ilkokul 1. sınıfta
okumayı öğreniriz ve sözlüklerimizde kelimelerin okunuşları bulunmaz. Çünkü bizim Türkçemizde okumanın kuralları
vardır. Avrupa dillerinde ise belli kurallar yoktur. Geleneklerinden geldiği şekilde kabullenmişlerdir. Örneğin
İngilizcede write ve right kelimelerinin yazılışları tamamen farklı oldukları halde ikisi aynı okunur.
Türkçede her ses tek bir harfe karşılık gelirken İngilizcede “ç” sesini yazmak için 2 harf (ch) kullanırlar.
Dahası yalnızca İngilizcede değil tüm Avrupa dillerinde “q” harfinden sonra mutlaka “u” harfi de gelir. Her yerde
ikisi birlikte kullanılacaksa bu iki harfin yerine tek bir harf kullanılamaz mıydı?
Almancada “ç” sesini yazmak içinse 4 harf kullanırlar (tsch). Bunu bir Alman stajyere sorduğumda şu cevabı vermişti;
“Bizim yazı kurallarımız geleneğimizden gelir. Sizinki ise Atatürk’ün önderliğinde bilimsel bir inceleme sonucu
oluşturulmuştur.”
Atatürk’ümüzün büyüklüğünü bir Alman stajyer takdir ederken kendi ülkemizde Atatürk düşmanlarına da bir yanıttır
sanırım bu.
Merhum Amcam da Türkçenin gerçekte zengin bir dil olduğunu, sözlük dışında kullanılan kelimelerle açıklamıştı.
Örneğin, “hayır” kelimesine çok sayıda karşılık bulmuştu, “yok”, “değil”, “ıh ı” (başını ve kaşını yukarı
kaldırarak yapılan hareket), “cık”, “başını enine sallama” şeklinde.
Bir de yine sözlüklere girmemiş kelimelerden “kitap, mitap”, “araba, maraba” örnekleri verebiliriz.
Şimdi basit bir soru cümlesinde “mi/mı” kelimesinin yerini değiştirerek nasıl anlamın değiştirilebildiğine örnek verelim.
Dün Üsküdar’da Ahmet’i gördün mü?
Dün Üsküdar’da Ahmet’i mi gördün?
Dün Ahmet’i Üsküdar’da mı gördün?
Ahmet’i Üsküdar’da dün mü gördün?
Bu 4 cümlenin her birinde sorulan farklıdır.
Bu 4 cümlenin de zengin bir dil (!) olan İngilizcede karşılığı şudur;
Did you see Ahmet at Üsküdar yesterday?
İngilizler bu cümlede neyi sorduklarını ancak vurgu ile anlatmaya çalışırlar ama yazı dilinde bu kullanılamaz.
Yazımı bitirirken konuyla ilgili bir zekâ sorusu sormak isterim;
Türkçemizde bir kelimenin arka arkaya 3 defa kullanılmasından oluşan anlamlı bir cümle yazınız;
Cevabı daha sonra vereceğim…
Kadir Tozlu
25.07.2008
|