AŞK OTELİ

Bir PPS sunumu şeklinde geldi Aşk Oteli’nin (Love Hotel) muhteşem görüntüleri.
Havuzlarına duvarlardan sular fışkırıyor. Ama benim köyümdeki derenin çağıltısının
yerini tutamıyor.
Jakuzilerine suni yapılmış küre şekilli taşlardan ılık sular fışkırıyor. Ama benim
köyümde doğal ortamdaki kaynak sularının şırıltısının yerini tutamıyor.
Rengarenk ışıklarla romantik loş ortamlar yaratılmış. Ama benim köyümdeki inci gibi
dizilmiş yıldızlı gökyüzündeki mehtabın yerini tutmuyor.
Salonların orasında burasında kocaman saksılara dikilmiş bilmem nerelerden getirdikleri
bitkiler var. Akılları sıra doğallığı taklit etmişler. Benim köyümün fındık bahçelerinin,
ormanlarının yanında sözü bile edilemez.
Belki müzik çalıyor salonlarında, odalarında rok müziği veya belki başka tür müzik.
Benim köyümdeki kuş cıvıltılarının, böcek seslerinin yerini tutmuyor. Bizim köy evlerinin
pas tutmuş kapı menteşelerinin çıkarttığı sesi müzik diye yutturuyorlar millete.
Muhteşem yemek servisleri vardır mutlaka. Havyarından tut da bilmem hangi ülkenin ne olduğu
belirsiz, belki bilsek iğreneceğimiz malzemelerinden üretilmiş yemeklerine kadar. Benim
köyümdeki kara lahana çorbası, hamsi böreği (hamsili pilav) ona beş basar.
Yemeklerden sonra muhteşem meyve servisleri vardır. Defalarca yıkanmış, kabuğu soyulmuş,
dilimlenmiş ananas veya bilmem hangi bilmediğimiz meyvelerden. Benim köyümde daldan
koparılarak yenilen kokulu üzümün lezzeti ve tazeliği onlarda yoktur.
Belki at üzerinde geziler tertiplerler, doğal ortama götürürler sizleri. Benim köyümde ise
gitmeye gerek yoktur. Zaten doğal ortamda olursunuz.
Kaldığınız odaya komşu, dünyanın bilmem hangi ülkesinin insanları vardır. Dilini bilmezsiniz,
bir çay ikramını göremezsiniz. Benim köyüm halkını arar durursunuz modern hapishanenizde.
Demli bir çay, bir Türk kahvesi yerine süzme çaylar, neskafeler içirirler sizlere… Hepsinin
üstüne bir de servet ödersiniz… Benim köyümün misafirperver halkı varını yoğunu döker
misafirlerine… Ahşap evinde ağırlamak onurdur onlar için.
Böyledir benim köyüm demek gelirdi içimden. Ama giderek patika yolların yerini asfalt yollar,
ahşap evlerin yerini beton yığınları, atların yerini arabalar almış.
Derede üç beş çocuk bir araya geldiğimizde top oynadığımız düzlüklere sanayi siteleri kurulmuş.
Bir de halı sahalar. Artık futbolu halı sahalarda oynayabiliyor benim köyümün zavallı çocukları,
delikanlıları.
Dereyi kanala almışlar. Artık kıvrıla kıvrıla akmadığı için eskisi kadar çağlamıyor köyümün
Baltama Deresi. Tarım ilaçları deredeki balıkların da bahçelerdeki böcek ve kelebeklerin de
neslini kurutmuş. Onlarla beslenen kuşlar da uğramaz olmuş fındık bahçelerimize.
Olsun…
Ne önemi var…
Aşk otelleri var ya, parası olanlar için…
Her şeyin yapay olanı üretildi ya…
Doğanın da…
Hadi, dünya kadar para harcayın…
Ya benim köyümün çocukları…
Halı sahada top oynasın.
Parası varsa…
Kadir Tozlu
20/12/2006
|