
ANNE KALBİ
Doğu Karadeniz'in yeşil ve mavi tonlarının iç içe olduğu harika bir doğada geçti
çocukluğum ve gençliğim. Ataerkil bir aile düzeninin gereği olarak dedem ve babaannemle
birlikte aynı evde kalıyor ve Oldukça kalabalık bir aile oluşturuyorduk.
Anadolu geleneğinde anne ve babaların kendi babaları veya kayınpederleri yanında
çocuklarını sevmeleri saygısızlık kabul ediliyordu. Ayrıca erkeklerin çocuklara fazla
şefkat göstermesi cümlenin tam anlamıyla "racona ters" görülürdü. O nedenle
babamızdan fazla şefkat görmezdik ama annemiz kayınpeder ve kayınvalidesinin yanımızda
olmadığı zamanlarda bizlere karşı tüm şevkatini gösterirdi. Bir taneydi annemiz.
O zamanlar tabi ki "Anneler Günü" yalnızca derslerde işlenen konu idi.
Köylerde böyle bir kutlamanın anlamı bilinmezken okulda yılın bir günü dergiler büyük
puntolarla "Anneler Günü" başlığıyla çıkardı. O günlerde anne sevgisini konu
alan hikayeler, şiirler okunur, piyesler düzenlenirdi. Her ne kadar bilinçli olmasa bile
annemizi çok seviyorken o günler annemize olan sevgimiz daha bir pekişirdi. O günlerde
TV hiç yok ve radyo sayılı ailelerde vardı ve öyle günlerde tabi ki hikaye kitapları
çok tutulurdu. Ya böyle bir hikaye kitabından ya da okul dergilerinin birinden okuduğum
bir öyküyü asla unutamam. "Anne Kalbi" başlıklı öykü özetle şöyleydi;
"Anne kuş yuvasına o gün yiyecek bulamadan dönmüştü. Minik yavrular annelerini görünce
her gün olduğu gibi kocaman ağızlarını açarak ciklemeye başlamışlardı. Anne kuş mahzun
mahzun bir süre durduktan sonra arkasını dönüyor, sonra gagasını göğsüne bastırıyor.
Kalbini yerinden sökerek yavrularının ortasına bırakıyor...."
Küçücük yüreğimizle ne kadar duygulanmıştık bilemezsiniz. Başka bir öyküyü de sanırım
okuma kitabımızdan okumuştuk. Aklımda kalanlarla özetlemek gerekirse; Yuvada annelerini
bekleyen yavru kuşları konu alıyordu. Öykünün paragraflarının arasında sık sık
yinelenen "Cik cik cik! Anne nerede kaldı?"
cümlesi yer alıyordu. Okudukça içimizdeki burukluk arttıkça artıyordu ve son cümlede hat
safhaya çıkıyordu; "Anneleri hiç gelmeyecekti çünkü bir
avcının çantasında cansız yatıyordu."
İlkokulun son sınıfında bir piyes düzenlenmişti. Daha sonraki yıllarda da gördüğüm bu
piyeste haylaz bir çocuk annesinin başına dikiliyor ve
"Anne anne! Para ver!" diye bağırıyordu. Annenin parası
olmadığından veremeyince oğlu onu bıçaklıyordu. Sonra anne uzun uzun nazım türünden
sözler söylüyordu. Aklımda kalan birkaç söz... "Nasıl bir
evlat ki anne kanı içiyor.... İçtiklerin kan yerine irin olsun... Oh sızlıyor
omuz başım......". Annenin acı sözleri sürerken dışardan polis
veya jandarmaların geldiği duyuluyordu. Annenin sitem dolu yüzü aniden şefkat ve
acımayla doluyordu. Oğlunun yakalanmaması için arka kapıdan kaçmasını sağlıyor ve
son olarak şu sözlerle bitiriyordu piyesi;
"Çabuk kaç oğlum yakalamasınlar seni, hapislerde çürürsün yoksa,
Ben oğlumu affettim, sen de affet Ya Rab!".
Kadir Tozlu
15/05/2003
KONUK GÖRÜŞLERİ
Hüzünlü bir öykü. Anne yüreği bir başka. Evlat ne kadar kötü olsa da yüreği evledı için atıyor.
Yüreğinize sağlık efendim. Sevgiyle kalın.
Menekşe Gülay-22.09.2010
Kadir Babam... Muhteşem bir anlatımın var... Etkilenmemek imkansız...
Figen Meltem Ege-06.05.2009
Evet dost, “Kesildi mi ellerin?” İsimli bir parçaydı. Ben de dramatize ettirmiştim öğrencilerime.
Muhteşem yazılmıştı o parça. Bu gün bile sözleri tamamen aklımda... Yani iz bırakanlar unutulmuyor.
Kutlarım emeğinizi.
Naime Özeren-19.05.2008
Sıcak bir yüreğin sevgi dolu hazinesinden damlayan sözler... Tam puan. Tebrikler...
Çiğdem Çakır-11.08.2008
İçten ve duygu yüklü anlatım.Anne gibisi var mı?Yüreğinize sağlık,Tebrikler.Tam puan
Dinçer Demirel-29.01.2008
Ağlarsa anam ağlar yabancı yalan ağlar derler ya çok doğru. Tebrikler.
Gül Doğan-13.06.2006
|

|