FİGEN'İN HAYATI

Efendim kendisinin bu dünyaya ait olmadığı bir gerçektir... Güneş sisteminin en ücra gezegenleriniden birinde dünyaya geldiği, fakat annesinin onu doğurduğuna pişman olduğu, ama o gezegende Figen'i bırakabileceği bir cami avlusu bulamadığı için, bizim dünyamıza gelerek, Erzurum'daki Muratpaşa Camiinin avlusuna bırakıp kaçtığı rivayet edilir....

Figen, ogün bugündür evinin arka balkonunda gizli gizli, bir uzay gemisi yapmaya ve doğduğu gezegen olan Aşağı Hıttırıbıtvanya'ya gitmeye çalışmaktadır... Ailesini bulmak için TV.lerde ne kadar kadın programı varsa başvurmuş, fakat Serap Ezgü'nün show TV.de yayınlanan Bizbize adlı programı vasıtasıyla sadece öz amca oğlu Mustafa Topaloğlu'na ve teyzesinin oğlu E.T.'ye ulaşabilmiştir...

Bebekliğinde onu cami avlusunda bularak eve getiren aile, kundağını açıp da yüzünü görür görmez ilk olarak “ıyykk.. Çok çiirkinnn..” şeklinde tepki vermişse de, daha sonradan ameliyatla bebeğin kuyruğunu, antenlerini aldırmış, ancak ondan sonra nüfus müdürlüğüne gidip, Figen’i nüfusuna geçirmiştir…

Öyle çirkindir ki Figen… Çocukluğunda ne zaman sokakta annesini kaybetse, bu yüzden polise gidip yardım istese, her seferinde polis Figen’in yüzüne şöyle bir bakıp; “anneni bulmamız zor olabilir, çünkü saklanabileceği pek çok yer var...” demiştir…

Zaten tesadüf müdür nedir, annesi ve babası sık sık Figen’i ormana, pikniğe götürmekte, her seferinde ne hikmetse orada çocuğu kaybedip, eve dönmektedirler... Ama Figen, ceplerine doldurduğu çakıl taşlarını, geçtiği yollara bırakıp işaret koyma alışkanlığından dolayı her seferinde onları takip ede ede evinin yolunu bulmakta ve nedense her eve dönüşünde, annesini ve babasını evde parti verirken bulmaktadır…

Çok parlak bir okul hayatı olmuştur... Anne ve babası daha 6 yaşındayken onu Diyarbakır Üstün Zekalılar Okulu’nun bahçesine terk edip kaçmıştır… Okul idaresi, başından defetmek için hemen alelacele bir ilkokul diploması hazırlayıp, eline verdikten sonra Figen’i bir hademe nezaretinde trenle Bingöl’ün Genç ilçesindeki Genç Dehalar Okulu'nun bahçesine bırakıp kaçmıştır… Genç Dehalar Okulu müdürü, bu inanılmaz çirkinlikteki çocuğu görür görmez derhal bir diploma hazırlatıp eline vererek, müdür yardımcısı ile birlikte Malatya’ya göndermiş, yardımcısına da Figen’i bir başka okul bahçesine bırakıp kaçmasını tembih etmiştir...

Bu böyle defalarca tekrarlanmış, her kayıt olduğu okulun idaresince iki günde eline diploma verilerek götürülüp başka bir üniversitenin kapısına terk edildiği için, daha 17 yaşına gelmeden Figen’in tam 26 tane üniversite diploması olmuştur…

Ve zaman gelmiş, artık gidebileceği başka üniversite kalmamıştır ülkemizde… O artık hem avukat, hem bilgisayar mühendisi, hem eczacı, hem kalorifer ateşçisi, hem hemşire, hem jeofizik mühendisi, hem psikolog, hem biçki-dikiş öğretmeni, hem tarih profesörü, hem diş hekimi, hem zabıta memuru, hem astronot, hem sosyolog, hem kaymakam, hem pompa ustası, hem de her şeydir...

Hayatını, resim yaparak kazanmaya başlar… Yaptığı resimler hem bi moka benzememekte, hem de hiç alıcı bulmamaktadır… Ama olsun... O yine de resim yapmaya devam eder… Aç kaldığında, kendi yaptığı resimleri yemektedir…

Şiir de yazar… Onun şiirlerin çeşitli sitelerde gören, edebiyat dünyasının tüm saygın isimleri, bir daha şiir yazmaması için kendisine her ay maaşlarının yarısını vermeyi teklif ederler... 0ysa bilmezler ki; Figen fakir ama gururludur... Bu teklifleri elinin tersiyle reddeder… İnatla şiir yazmaya devam eder… Hatta bir keresinde, bir daha şiir yazamasın diye Figen’in sağ elini sandalyeye bağlarlar… Oysa Figen solaktır… Sol eliyle, yazmaya devam eder... Bunu fark edince, kızcağızın her iki elini de bağlarlar sıkı sıkı... Ki bir daha o berbat şiirlerini yazamasın… Ama nereden bilsinler Figen’in aslında bir uzaylı olduğunu? Şimdilerde şiirlerini kulağıyla yazmaktadır…

Hiç kimsenin okumadığı binlerce kitap yazmıştır, hiçbir alıcısı olmayan binlerce yağlı boya tablo yapmıştır… Yurt içinde ve dışında çektiği filmleri, pembe dizileri, belgeselleri, gündüz kuşağı kadın programlarını tek bir Allahın kulu izlememiştir…

Zaman zaman radyolarda canlı, neşeli programlar yapar... Sizler de dinlemeyin olur mu? Biz dinledik, hiçbir halta benzemiyor…

Rodi adında çok güzel bir köpeği, Recai adında muhteşem bir kedisi, ve ayrıca iki tane de muhabbet kuşu vardı... Kuşlarının adları Ebabil ve Zümrüdüanka olup, Figen onları kısaca Çomar ve Bobi olarak çağırmaktaydı… Geçtiğimiz günlerde kedisi Recai her iki kuşu yemiş olmalı ki, birden kuşlar yok olmuş, kedi ise ötmeye başlamıştır... Buna şaşıran köpek de, kediyi iri bir kuş zannedip, üstüne atlayıp yemiştir… Ardından köpek Rodi hem ötmeye, hem miyavlamaya başlamıştır… Daha sonra ortadan kaybolan köpeği, Figen’in Çinli komşusu Ai WeiWei abi’nin yemiş olabileceği ihtimali konuşuluyor…

Zaman zaman, evindeki aynalara bakıp bakıp:

-Ayna ayna... söyle bana, benden güzeli var mı bu dünyada?

Diye sormaktadır Figen… Aynanın verdiği cevaplar inanılmazdır…

-Ülen her yeni kraliçe kocası tahta çıkar çıkmaz aynı soruyu soruyo, Yeter be!! Git kral olacak kocana sor be kadın! Zamanında ben hangi akla hizmet yorum yapmışım bu konuda, aklıma edeyim…

-Hocam böyle olmayacak bu iş, iyisi mi, siz gidin bir vampir tarafından ısırılın… Artık Angel mı olur, Spike mı olur, Drakula mı olur? Size kalmış, hem siz sonsuz gençlik ve güzelliğe kavuşun, hem de aramızdaki ilişki sona ersin...

-Asıl güzellik iç güzelliğidir Figen... Bence sen hiç güzellik konularına girme… Haa bu arada, bugün dışarı çıkarsan sevabına bi camsil al be gülüm…

Şeklinde cevaplar aldıktan sonra, artık aynalara küsmüştür…

Şimdilerde Ege bölgesinde, Kaz dağlarında yaşadığı ve orada kaz çobanlığı yaptığı söylentileri dolaşmaktadır…

Figen Meltem Ege

Defterim