
Az önce bir arkadaşımdan geldi.
Sizinle paylaşmak istedim. Böyle bir şeyi ben de bir tatilde yaşadım. Bir kafede
otururken yan masada oturan yaşlı bir bey tam kalkmak üzereyken göz göze
geldik. Hayatım boyunca gördüğüm en güzel ve en mavi gözlerdi onlar. Gülümsedik
birbirimize ve nasıl olduğunu farketmeden sohbet etmeye başladık. Kalkmaktan
vazgeçti ve oturup bizimle 2 saatten fazla sohbet etti. 85 yaşında Amerikalı
bir beyefendi! Hayat dolu! Eşini kaybetmiş ve onun hatırası için onun doğduğu küçük
şehre yerleşmiş bir melek. Karısını ölesiye sevmiş bir adam. Hayatı boyunca büyük
başarılara imza atmış bir adam. İsviçre'nin küçük bir şehrinde, tesadüfen bulduğumuz
o kafenin müdavimi. İlk fırsatta onu tekrar görmeye gideceğime söz verdim ve
ilk fırsatta gideceğim. Harika bir şey etrafıma yaşam ve umut saçmak.
Yeşim.
BİR YUDUM SEVGİ
Teşvikiye'de dolaşıyordum. Yarım saat boş vaktim vardı. Hava çok
güzeldi. Kısacası pırıl pırıl keyifli bir gündü. Yürüdüğüm kaldırımın karşısındaki
kaldırımda yaşlı bir beyefendi dikkatimi çekti. İleri yaşına rağmen şık giyimli
ve bakımlıydı. Seksen yaşlarında olmalıydı. Oldukça zor yürüyordu. Şık bir
baston ona yürürken destek oluyordu. Birden içimde önüne geçilmez bir istek
uyandı. Zor yürüdüğü için yardım etmek istedim. Sanırım büyükbaba ve dedemi çok
erken yaşlarda kaybetmiş olmak ve onlarla dede-torun birlikteliğini, paylaşımını
hiç yaşayamamış olmak içimde ukde kalmış. Hemen karşı kaldırıma geçtim ve onu
ürkütmeden koluna girdim.
- Böyle güzel bir havada sizin gibi yakışıklı bir beyefendiyle
biraz yürümeme izin verir misiniz?
Çok şaşırdı. Durdu ve bana dikkatlice baktı. Bunun üzerine, ona şanslı
gününde olduğunu, bir Pazar öğleden sonrasında benim gibi hoş bir hanımla kol
kola dolaşmayı reddetmeyeceğini düşündüğümü söyledim.
Gülümsedi ve bana;
- Sen gerçek misin? Yoksa gökten mi indin? Malum yaşım ilerledi.
dedi.
Sonra o benim koluma girdi. Birlikte çok yavaş adımlarla yürümeye
başladık. O kadar şeker, o kadar hoşsohbet bir insandı ki anlatamam. 96 yaşında
olduğunu söylemekle başladı sohbete. O andan itibaren araya girmeye çalışsam da
hiçbir şey söyleyemiyordum. Sanki uzun zamandır konuşmuyordu. Büyük bir keyifle
anlatıyordu. Atatürk'le başladı söze. Onun ne kadar özel, ne kadar kıymetli bir
insan olduğundan, İnönü ile silah arkadaşı olduğuna, İstiklâl madalyalarına
kadar anlattı. Ara ara durup bana gülümsüyordu. Sonra dedi ki;
- Eskiden mümkün müydü böyle bir kızla kol kola sokakta yürüyelim?
Türk kızlarıyla asla. Ancak yabancı kızlarla olurdu. Ve başladı daha keyifli
bir ses tonuyla anlatmaya. Eskiden çok büyük işler başardığını, tanınmış ve başarılı
bir işadamı olduğunu ama tüm bunlara kendini kaptırmadan çalışırken aynı
zamanda da hayatını yaşadığını anlattı. “Hayat keyiftir.” dedi. Bu hayatin
sadece kendimizin olduğunu, başkalarının hayatlarını yaşamanın veya başkaları
için yaşamanın yanlış olduğunu söyledi;
- Ben dışa dönük bir insan oldum hayatım boyu. Dans benim için çok önemliydi.
Eşim evinde yaşamayı severdi. O böyle diye ben isteklerimden vazgeçmedim. Onu
da bana uymak için zorlamadım. Çünkü o da onun tercihiydi ve kendi hayatıydı.
Birlikte mutluyduk ama kendi hayatlarımızı yaşadık. Ben hep dansa gittim arkadaşlarımla.
Çok gezdim, çok eğlendim. Laf aramızda çok yakışıklıydım. Ben de kendisine hâlâ
yakışıklı bir beyefendi olduğunu söyleyince elimi öptü. Gözlerim doldu o anda.
Hemen sonra bana Fransızca bir şarkı söylemeye başladı. Nasıl hayat dolu, nasıl
kendi kendini mutlu edebilmiş bir insan diye düşünürken durdu ve;
- Hayatta mutlu olacak hep birşeyler bulmuşumdur. Zorlukların
üstesinden dertlenerek değil, kabul ederek, onu geride bırakarak ve böylece
daha kolay çözerek gelmişimdir. 96 yaşındayım ama kalbim hâlâ çok genç, dedi.
Bayıldım bu yürüyüşe, 3 dakikalık yolu 20 dakikada geldik ama
birçok hayat dersi aldım. Koca bir hayatı sadece çalışarak ve savaşarak
geçirmemiş, her anından mutlu olacak bir şeyler bulmuş. Keyif almış. Anlatacak
ne çok güzel hikâyesi var. Böyle yaşadığı için de genç kalmış. Yaşıtları
hayatta değil. O hâlâ yalnız başına yürüyüşe çıkıyor. Teşvikiye Karakolu'nun
önüne geldik. Muhitinde herkes bu beyefendiyi tanıyor ve hürmet ediyordu.
Nöbetçi polislere döndü ve övünerek beni gösterdi.
- Bakın ne buldum. Bugün şanslı günümdeyim.
Evine kadar götürdüm. İstiklâl madalyalarını ve gençlik yıllarına
ait birkaç fotoğrafı göstermek için çok ısrar etti. Vaktim kalmamıştı ama onu
kıramadım. Peki dediğimde gözlerindeki ışıltıyı görmeliydiniz. Keyifle ve
özenle açtı kutuları ve paylaştı yıllarını benimle. Telefonlarımızı verdik
birbirimize. Beni manevi torunu kabul etmesini ve onun da benim manevi dedem
olmasını istedim. Beni kucakladı. Ayrıldık.
İki gün geçti ve beni telefonla aradı.
- Hayal mi gördüm, sen gerçek miydin diye kontrol etmeye aradım,
dedi. Benim onu çok mutlu ettiğimi, beni çok sevdiğini ve özlediğini söyledi.
"Bir gün buluşup bir kahve içelim" dedim.
"Bana yetmez, dansa gidelim." dedi. Kahkahalarımı ve onun
kahkahalarını duymalıydınız. İki-üç güne kadar kendisini arayacağımı söyledim.
Bu iki-üç günün hayatının en uzun zamanı olacağını söyledi.
Bu son cümlesi kalbime yapıştı. Böylece, Ögrendim ki; Paylaşmanın
sevgi alışverişinin yaşı yokmuş. Benden 62 yaş büyük biri ile de arkadaş
olunabilirmiş.
Öğrendim ki, pozitif düşünce gücü bastonla yürüyen birine bile dans
etme isteği verebilirmiş.
Öğrendim ki, çalışmak amaç değil, daha iyi, daha keyifli yaşam için
bir araçmış.
Öğrendim ki, bir insanı iyi hissettirmek çok kolaymış.
Öğrendim ki, birbirimize vereceğimiz minicik bir sevgi, biraz ilgi
bize kocaman bir şekilde geri dönüşüyormuş
Yazarı: ????
|